| ATATÜRK İLKELERİ
Atatürk, Cumhuriyetin kururuluşunun onuncu yılında "Yurttaşlarım, az zamanda çok büyük işler yaptık. Fakat yaptıklarımızi yeterli görmeyiz. Daha çok, daha büyük işler yapmak zorundayız. Yurdumuzu dünyanın en bayındır ve en uygar ülkesi düzeyine çıkaracağız. Ulusumuzu, en geniş bolluk, varlık araç ve kaynaklara kavuşturacağız. Ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkaracağız" diyordu. Temel amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkının hepsini çağdaş ve tam anlamı ve biçimiyle uygar bir toplum durumuna ulaştırmaktı. Bu amaca ulaşmak için cumhuriyetçilik, ulusçuluk, halkçılık, devletçilik, laiklik, devrimcilik ilkelerini benimsedi. Bunlara "Atatürk ilkeleri" adı verildi ve altı ok imiyle gösterildi.
Cumhuriyetçilik, demokrasi yönetimi anlamında ele alındı. Atatürk'e göre : - Demokrasinin, tam ve en belirgin devlet biçimi cumhuriyettir.(2-29)
- Demokrasi ilkelerini en çağdaş, en akla uygun olarak uygulayan yönetim biçimi cumhuriyettir.(2-32)
- Cumhuriyet yönetimi demek, demokrasi düzeniyle işleyen devlet biçimi demektir.(13-333) - Türkiye Cumhuriyeti, demokrasi temeline dayanan bir devlettir.(2-45)
- Atatürk'ün kurduğu partinin programında cumhuriyet şöyle açıklanıyor:Parti: cmhuriyeti, ulusal egemenliği en iyi, en güvenli olarak temsil eden ve uygulayan devlet biçimi olduğu inancındadir. Parti, bu sarsılmaz inançla Cumhuriyeti her tehlikeye karşı her yönden savunur. (12-235)
Demokrasi yönetiminde egemenlik halkındır. Halk kendi kendisini yönetir. Atatürk , ülkemizin yönetiminde buna uymaya özen gösterdi. Kurtuluş Savaşını, Erzurum ve Sivas Kongreleri, Ulusal Hakları Savunma Dernekleri ve TBMM kararlarına dayanarak yürüttü. Kurtuluş Savaşından sonra, demokrasi yönetimini uygulamak için; TBMM kararıyla padişahlık kaldırıldı, cumhuriyet yönetimi kuruldu, halifeliğe son verildi. Cumhuriyet yönetimi kabul edildikten sonra da her şey TBMM'nin kabul ettiği yasalara göre yapıldı. Bu eylemlerle ülkemizde demokrasinin temelleri atıldı ve daha özgür bir ortam yaratıldı. Fakat yurdumuzun genel durumu nedeniyle demokrasimizde eksiklikler kaldı. Çünkü ulusumuz yüzyıllarca monarşiyle yönetilmişti. Halkın eğitimi yeterli değildi, % 90'ı okuma yazma bilmiyordu, dünyadaki gelişmelerden habersizdi. Uzun süren savaşlar ekonomik durumu çok kötüleştirmişti. Eğitim, ekonomisi, kültürü yeterli olmayan bir ortamda, fırsatçılar halkı kışkırtarak devrimlere engel olabilirlerdi. Cumhuriyetin ilk yıllarında bir parti vardı. Atatürk'ün sağlığında, iki kez, çok parti denemesi yapıldı. İkisinde de devrime karşı gerici eylemler başladı. Cumhuriyeti gericilerden korumak, devrimleri yaygınlaştırmak amacıyla yasalara kısıtlayıcı bazı maddeler eklendi, çok partililik sonraya bırakıldı. Çok parti yerine, TBMM'de bağımsız bir grup oluşturuldu. Bu grup, hükümeti denetledi. Seçimler iki dereceli yapıldı. Halk delegeler seçti, delegeler de milletvekillerini seçti. Atatürk : "Demokrasinin bütün gerekleri sırası geldikçe uygulanmalıdır" diyordu. ( 1-260 )
Ulusçuluk konusunda Atatürk şunları söylüyor :
-Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk Halkına Türk Ulusu denir.( 2-18 ) - Ulusçuluğumuz,Türk ulusunun bütünlüğünü ve bunun dayandığı ulusal ruh ve bilinci yaşatmak ve korumak anlamındadır. Bizim ulusçuluğumuzun hiçbir ulusa zarar verici yanı yoktur.(12-235)
- Biz öyle ulusçularız ki, bizimle işbirliği yapan bütün uluslara saygı gösteririz ve değer veririz. Bizim ulusçuluğumuz bencil ve üstünlük taşıyan ulusçuluk değildir.(4-102) - İlerleme ve gelişme yolunda ve uluslar arası ilişkilerde, bütün uluslarla paralel ve onlarla uyum içinde yürümekle birlikte Türk toplumunun özel karakterini ve başlıbaşına bağımsız kişiliğini saklı tutarız.(2-25)
Atatürk Ulusçuluğu, Türk ulusunu sevmeye, yüceltmeye ve onun mutluluğu için çalışmaya dayanır. Bu ulusçuluğun içinde ırkçılık, ümmetçilik, osmanlıcılık yoktur. Usa ve kültüre dayanan gerçekçi, insancıl ve birleştirici bir ulusçuluk vardır. Uluslar arası işbirliğine, evrensel kültüre ve uygarlığa açıktır. "Yurtta barış, dünyada barış" görüşünü benimser. Türk ulusunun egemenliğine dayalı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulması, ekonomide bağımsızlık sağlanması, yurtta ve dış siyasrtte barışçıl bir yol izlenmesi, halkımıza ulusal bilinç verilmeye çalışılması ulusçuluk ilkesinin uygulamalarıdır.
Halkçılık, demokrasi ilkesine dayanır. Atatürk, halkçılığı şöyle açıklıyor:
Halkçılık, kuvvetin, kudretin, egemenliğin, yönetimin, doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulunmasıdır.(4-102)
TBMM, halkın yoksulluk nedenlerini yeni araç ve örgütlerle yok ederek; yerine dirlik düzenlik ve mutluluk getirmeyi başlıca amacı sayar. Bu bakımdan toprak, eğitim, adalet, ekonomi, maliye ve diğer sorunlarda, toplumsal kardeşlik ve yardımlaşma geçerli olacaktır. HAlkın gereksinimlerine göre yenilikler ve kurumlar oluşturulacaktır.(12-38)
Kurduğu partininprogramında şöyle açıklıyor : - Erk ve egemenliğin kaynağı ulustur (halktır). Bu erk ve egemenlik, devletin yurttaşa ve yurttaşın devlete karşı görevlerini doğru olarak yerine getirilmesi yolunda kullanılır. Yasalar önünde mutlak bir eşitlik kabul eden ve hiçbir kişiye, aileye, sınıfa, gruba ayrıcalık tanımayan kişileri halktan ve halkçı olarak kabul ederiz. (12-235)
Halkçılık ilkesi şunları içeriyordu:
* Devlet işlerinde halkın gereksinimlerine, çıkarlarına, haklarına öncelik verilmelidir. * Kişilere, gruplara, ailelere ayrıcalık tanınmamalı; her yurttaşı yasa karşısında eşit tutmalıdır. * Her yurttaşın yaşam düzeyini yükseltmeli ve mutlu yaşamasını sağlamalıdır. * Yöneticiler, halkın oyu ile iş başına gelmeli ve demokrasi kurallarına göre çalışmalıdır. Yöneticilere üstünlük tanınmamalıdır. * Devlet hizmetlerinden her yurttaş yararlanabilmeli,yasal haklarını arama hakkına sahip olmalıdır. * Ulusal gelir adaletli dağıtılmalıdır.
Bunlardan anlaşıldığı gibi, günümüzün sosyal devlet kavramı ile Atatürk halkçılığı eş anlam taşıyor. Bu anlayışla devlet hizmetleri artırıldı ve yaygınlaştırıldı. Eğitime çok önem veridi. Kişisel insan hakları ve özgürlükler sağlandı. Halkın emeğini değerlendirmeye çalışıldı. Sağlık, adalet, güvenlik, ekonomi, kültür vb.lerinde halka yararlı uygulamalar yapıldı.
Devletçilik,Atatürk'ün ekonomik kalkınma ilkesidir. Her devletin önemli görevlerinden biri ülkesinin ekonomik durumu iyileştirmektir. Fakat uygulanan ekonomi yöntemler değişik olabilir. Dünyada uygulanan ekonomik yöntemlerin başlıcaları anamalcı ekonomi, toplumcu ekonomi ve karma ekonomidir. Atatürk devletçiliği başarılı bir karma ekonomi örneğidir. Devletçiliğin ne olduğunu, Atatürk'ün, kendi sözlerinden izleyelim : - Devletçiliğin bizce anlamı şudur : Kural olarak, bireylerin kişisel girişimlerini ekonomik gelişmenin temel kaynağı tutmak. Fakat büyük bir ulusun, geniş bir ülkenin gereksinimlerinin karşılanamadığını ve çok şeyin yapılamadığını göz önünde tutarak, ülke ekonomisini devletin eline almak. (12-106) - İzlediğimiz devletçilik, bireysel çalışma ve girişimi temel saymakla birlikte, elden geldiği kadar az zamanda ulusu bolluğa, ülkeyi bayındırlığa ulaştırmak için, ulusun genel ve yüksek çıkarlarının gerektirdiği işlerde, özellikle ekonomiyle devletin doğrudan ilgilenmesidir. ....Ekonomik işlerde devletin ilgisi doğrudan yapıcılık olduğu kadar özel girişimi özendirmek, yapılanları düzenlemek ve denetlemektir.(9-210) Kendi el yazıyla yazdığı yazılarda da şunları söylüyor : - Özel çıkar, genellikle genel çıkara karşıt durumda bulunur. Bir de özel çıkarlar sonuçta yarışmaya dayanır. Yalnız bununla ekonomik düzen kurulamaz. ....... Özgür yarışmanın toplumsal sakıncaları da vardır. Zayıflarla kuvvetlileri yarışmada karşı karşıya bırakmak gibi. .....Ayrıca, bireyler bazı büyük ortak çıkarları sağlamakta güçsüz kalırlar. Bu gibi işlerde bireylerin olanak bulamayacağı geniş ve güçlü örgüt kurmak gerekir. Ya da bu işlerde fazla kazanç elde edilemeyeceği için bireyler vazgeçerler. Oysa, o işler ulus için yaşamsal önem taşır. Devlet onu yapmak zorunda kalır. ....... Devlet, halkın ortak çıkarlarını ve ilerlemesini düşünür. Bireylerin, özel çıkar hırsından ne dereceye kadar uzaklaşabileceği düşünülmeye değer. Devletin düşünce ve siyaset alanında olduğu gibi bazı ekonomik işlerde düzenleyiciliğini , planlayıcılığını kural olarak kabul etmek gerekir. Bu konuda karşılaşılacak zorluk şudur: Devlet ile bireyin çalışma alanlarını ayırmak. Diyebiliriz ki,özel girişimin gelişmekte engelle karşılaştığı nokta, devlet işletmeciliğinin sınırıdır. Büyük ve düzenli bir örgüt kurulmasını gerektiren ve özel girişimin elinde tekelleşme tehlikesi gösteren veya genel gereksinimi karşılayan işleri de devlet üzerine alabilir. Bu anlamda devletçilik özellikle toplumsal, ahlaksal ve ulusaldır. Ulusal gelirin dağıtımında daha doğru bir adalet ve emek harcayanlara daha yüksek yaşam sağlamak, ulusal birliğin sağlanması için gereklidir. Genel yarara hizmet eden genel kurumların çoğalması devletin önemle göz önünde tutacağı bir sorundur. Bu yolla yalnız kendisini düşünen eylemler sınırlandırılır. Bu durum yurttaşlar arasında ahlaki dayanışmanın gelişmesine yardım eden önemli bir etkendir. Ülkede her türlü üretimi artırmak için özel girişim mutlaka gereklidir. Devletle özel girişim birbirine karşıt değil, birbirinin tamamlayıcısıdır. Toplumsal yaşamda, insanın iki türlü çıkarı vardır. Kişisel çıkar, toplumsal çıkar. Toplumsal yaşamı ortak çıkarlar sağlar. İyi düşünülürse iki çıkar da kişi için eşit değerdedir. Cumhuriyetimiz henüz gençtir. Geçmişten kalan yaşamsal işler, günümüzün gereksinimlerini karşılayacak kadar değildir. Siyasi ve düşünsel yaşamda olduğu gibi ekonomik işlerde de özel girişimin sonucunu beklemek doğru olmaz. Önemli ve büyük işleri ancak ulusun genel zenginliğine ve devletin örgütlü gücüne dayandırmak yeğ tutulmalıdır. Bazı devletlerin ikinci derecede görerek bireylere bıraktığı işlerin bir çoğu bizim için yaşamsal ve birinci derecede önemli devlet görevleri arasında sayılmalıdır. Türkiye Cumhuriyetini yönetenlerin, demokrasi kurallarından ayrılmadan, ılımlı devletçilik ilkesine uygun biçimde yürümeleri, içinde bulunduğumuz koşullara ve zorunluluklara uygun olur. (2-449)
Atatürk zamanında, devletçilikle şunlar yapıldı : * Bireylerin, girişimcilerin özel çalışmaları özendirildi. * Ülkenin hemen yapılması gereken işlerinden, özel girişimcilerin yapamadığı işleri devlet üstlendi. Yapılacak işler planlandı ve uygulandı. Çeşitli fabrikalar kurularak sanayinin temeli atıldı. * Halkın genel gereksinimini karşılamak için ekonomik devlet işletmeleri kuruldu. * Özel girişimin elinde tekel oluşturma tehlikesi olan işleri devlet de yaptı. * Osmanlı Devleti zamanında yabancı şirketlerin elinde olan işletmeleri, demiryollarını devlet satın aldı.
* Devletin elinde bulunması gereken haberleşme, yollar. petrol, madenler, ormanlar, bankacılık vb.leri işleri devlet yaptı.
* Kalkınmada halkın emeğinden ve ülkemizin kaynaklarından yararlanıldı. Yerli malı kullanmak özendirildi.
* Devletçilikle, yurdumuzda ekonomik gelişme hızlandı. Bununla birlikte toplumsal ve kültürel yaşamda da gelişme başladı.
Bazı düşünürler; Atatürk devletçiliğini, anamalcı ve toplumcu ekonomilere karşı bir seçenek olarak görüyorlar. Öncelikle geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde kalkınma sağlamaya çok uygun bir yöntem olarak kabul ediyorlar.
Laiklik, kişilere din konusunda özgürlük tanımak, devlet işleriyle din işlerini birbirinden ayrı olarak yürütmektir. Laiklik ilkesine göre : * Devlet, ulusal egemenliğe, bilime, usa ve hukuka uygun biçimde yönetilir. * Dünya sorunları, usa, bilime ve değişen koşullara göre çözülür. İnsanların hiçbir etkide kalmadan özgürce düşünmesi, bilimsel araştırma yapması hoş karşılanır. * Devletin resmi dini olmaz. Devlet çeşitli dinlere, mezheplere karşı eşit davranır; din, mezhep, inanç ve düşünce özgürlüklerini korur. Yurttaşlara din, inanç ve düşünce özgürlüğü tanır. Böylece çeşitli inaçlar taşıyan gruplarların hoşgörü, işbirliği, dayanışma ve barış içinde yaşaması sağlanır. * Din örgütleri yalnız dinin tapınma işleriyle uğraşırlar; devletin yönetimine,bilime, sanata karışamazlar. Tapınmalarda başkalarına zarar verilemez, kamu düzeni bozulamaz. * Din işlerinde zorlama yapılamaz. * Din siyasi ya da ekonomik çıkar amacıyla kullanılamaz.
Bunlardan anlaşıldığı gibi, laiklik, demokrasinin ve kişisel özgürlüğün vazgeçilmez koşullarından biridir. Laiklik kabul edilmezse domokratik yönetim ve düşünce özgürlüğü sağlanamaz.
Laiklik; bilimin, teknolojinin, kültürün, sanatın gelişmesi bakımından da önem taşır. Din kuralları Tanrısaldır. Kuralların değiştirmesi, deneyle, gözlemle, usa vurumla irdelemesi istenmez. Bir dine inananlar; kuralları hiç eleştirmeden kabul etmek zorundadır. Bu yolla insanın usa, deneye, gözleme dayanarak özgürce düşünmesi, bilgi üretmesi önlenir. İnsan usunun yaratıcılığına önem verilmez. Örneğin; 17. Yüzyılda yaşamış olan G.Galilei adındaki bilgin, "Dünya Güneşin çevresinde dönüyor" dediği için "Dine karşı geliyor" diye crzalandırılmıştır. Osmanlı Devleti döneminde, yıldırımdan korunmak için yıldırımlık kullanılması, "Bu Allahın işine karışmaktır" diye engellenmiştir. Müslümanlıkta, resim, heykel yapmak, fotografa bakmak günah sayılmıştır. Tarihte benzer olaylar az değildir. Oysa yaşam, insanın yaratıcılığı ile sürekli değişerek gelişir.
Atatürk bu konuda şunları söylüyor : -Türkiye Cumhuriyetinde her yurttaş tanrıya dilediği gibi tapar. Hiç kimseye dinseldüşünceleri nedeniyle zarar verilemez.(2-507)
- Her yurttaş dilediği gibi düşünmek, istediğine inanmak. kendisine özgü bir siasi düşünceye sahip olmak, seçtiği dinin gereklerini yapmak veya yapmamak hak ve özgürlüklerine sahiptir. Vicdan özgürlüğü, mutlak ve dokunulmaz hakların en önemlilerindendir.(2-56)
- Türkiye Cumhuriyetinin resmi dini yoktur. Devlet yönetiminde bütün yasalar, yönetmelikler, işlemler, bilim çağdaş uygarlığa sağladığı kural ve biçimlerde, yaşamın gereksinimlerine göre yapılır ve uygulanır. Din anlayışı vicdani olduğundan, Cumhuriyet, din düşüncesini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı, ulusumuzun çağdaş ilerlemesinde başlıca başarı etkeni olarak görür.(2-56) - Din bir vicdan sorunudur. Herkes vicdanına uymakta özgürdür. Biz dine saygılıyız. Yalnız,dinsel işleri ulus ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz. Kasıt ve eyleme dayanan tutucu davranışlardan sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz. ( 14-103) - Laiklik, kesinlikle dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle savaştığı için gerçek dindarlığın gelişmesini de sağlamıştır. (8 -111)
Laikliği sağlamak için halifelik, o zamanki din işleri bakanlığı ve dinsel mahkemeler kaldırıldı. Anayasa'ya laiklik ilkesi eklendi. Kadınlara, erkeklerle eşit haklar tanındı. Laikliğe uygun yeni bir yurttaşlar yasası kabul edildi. Medreseler ,mahalle mektepleri, tekke ve zaviyeler kapatıldı. Hz. Muhammet'i anlatan kitaplar ve Kur'an Türkçe'ye çevrildi. Ezan Türkçe okundu. İsteyen her yurttaş namazını kıldı, orucunu tuttu, diğer dinsel tapınmalarını özgürce yaptı. Fakat dinin, siyasi ve özel çıkar sağlamak amacıyla kullanılması yasaklandı.
Devrimcilik, çağdaşlaşmanın gereğidir. Devrimlerle yaşam daha insancıl duruma getirilmeye çalışılır. Yaşam durağan değildir, uygarlığın gelişmesiyle sürekli değişir, yenilikler oluşur, yeni gereksinimler ortaya çıkar. Var olan kurumlar gereksinimleri karılayamaz duruma gelir. Gereksinimi karşılamak amacıyla devrimler yapılır. Zaman değiştikçe, önceden yapılan devrimler de önemini yitirir, onların da değiştirinmesi zorunlu olabilir. Yeni devrimler yapılmazsa, eski kurumlar kalıplaşır, toplumda ilerleme olmaz. Devrimcilik, çağın bilimsel verilerine ve usa uygun olarak sürekli yenilikler yapmak; daha iyiye, güzele, yararlıya ulaşmak eylemidir.
Genellikle devrimler, toplumun her bireyince hemen benimsenmez. Özellikle eski düzende üstün durumda olanlar, çıkarlarını bozan devrimlere karşı direnirler. Halkının çoğu okuryazar olmayan ülkelerde devrimleri benimsetmek daha zordur. Bunlara karşı devrimleri savunmak, her yurttaşa benimsetmek, yararlarını kavratmak önem taşır.
Atatürk, devrimler konuda şunları söylüyor : - Ulusumuzun pek çok özveriyle yaptığı devrimlere bağlı kalırız ve onları savunuruz.(12-236)
- Bizi diğer uygar uluslardan geri bıraktıran hukuksal, siyasal, ekonomik zincirler kırıldı, parçalandı. Bugüne kadar elde ettiğimiz başarılar bize ancak ilerleme ve uygarlığa giden yolu açmıştır. Yoksa henüz çağdaş uygarlığa ulaşmış değiliz. Bize ve gelecek kuşaklara düşen görev bu yolda durmaksızın yürümektir.(4-336) - Koyduğumuz ilkeler bugünün koşullarına ve gereklerine göre ulusumuzun uygarlık yolunda gelişmesi, ilerlemesi için yararlı bulduklarımızdır. Ancak, toplumsal yapı sürekli değişmek ve ilerlemek zorundadır. Bilim ve teknik de her an yeniliklere, buluşlara açıktır. Bu durum karşısında insanların maddesel ve tinsel istek ve gereksinimleri çoğalır. Devrimcilik ilkesine bağlı kalındıkça, Türk toplumu uygarlık dünyasında geri kalmamanın yolunu bulacaktır.(14-53)
" Dünyada, herşey için, uygarlık için, barış için en gerçekçi yol gösterici bilimdir, fendir" sözü, devrimlerde izlenecek yolu göstermektedir.
|
 |